Soru zor; Kim haklı? Yahut kendimizi nerede konuşlandırmalıyız?
Öncelikle varlığımız ve kendimizi konuşlandırdığımız yer hakkında şunu çok net söyleyelim. İçinde bulunduğumuz şartların bizim inandığımız ve hayalini kurduğumuz hareketin başlaması veya olgunlaşması için gerekli ideal özellikleri taşımaması hatta bundan fersah fersah uzakta oluşu, pasifliğimizi atfettiğimiz yegane nedendir. Ve hala daha bu şartların olgunlaşmadığından eminiz. Öyleyse belirtelim ki her şeyden önce konumumuz hakkındaki kaygımız (bu dünyadaki konforumuz, refahımız istikbalimiz, evlatlarımızın istikbali vs hiç biri zaten değil ve açmayacağım) meseleyi çözme noktasında değil, şahitliğimiz nokasındadır.
Gel gelelim yukardaki sorular, bu aralar, artık belki herkesin bir refleks icabı kendi içinde cevabını aradığı sorular. Öylesine bir adrenalin ortamı var ki gerek basın yoluyla, gerek aktüel anlamda, gerek para piyasalarının vaziyeti noktasında, gerek dış siyaset alanında her şey süratle değişiyor. Kitleler birbirlerini kah neden görüyorlar, kah yakın görüyorlar. Dolayısıyla yukardaki soruları cevaplamayı herkes kendine farz görüyor.
Evet, ortada bir hareket var, binlerce kişinin ortak olduğu hareket ve her harekette olduğu gibi münferit hatalar veya eylemler meydana gelmekte, bu eylemler üzerinden kitleler değerlendirilmekte vs.. Bunun aynısı bu hareketin -anti-si için de vukuu bulmakta.
Yine sorulara cevap bağlamında bir kaç soru daha; Bir harekete nerede gönül vermeliyiz? Bu gönül bağına nerede başlamalıyız, ve nerede bırakmalıyız?
Ben bu hareketin başladığı günden itibaren kendi gözlerimde cereyan eden olayları bazısı yorumunu da içerecek şekilde(tabiat gereği engel olamayarak) şöyle filmedeyim, İşte dedim evet polis kendinden beklenileni yaptı ve orantısız güç kullandı, eylem hareketlendi, yaralananlar var, basbayağı tepemizde diktatör var evet görebiliyoruz. Evet İslam bu yüzden devrim. Heyecan Ya Rab. Durun bakayım. İşte ne güzel benim gibi düşünen müslümanlar eyleme dahil olmaya başladılar. Çok Şükür. Fakat bu ilave tipler de kim. Direniş direnme ile olur saldırı ile olmaz ki. Aman Allah'ım hareket popülerleşti. Ve yine işte garip tipler türedi, hareketi istisnasız bütün kitleler ne kadar da kolay kendi düşüncesine mal etti. Peki hareket ne kareketiydi? Yok, bunun bir cevabı yok. Anti Tayyip hareketi mi? Antikapitalizm hareketi mi? Çevrecilik hareketi mi? Diktaya mı bu başkaldırı? Ne güzel kelime değil mi "başkaldırı". Hangisinin asıl olduğunu bence hiçbir zaman anlayamayacağım. Çünkü hiçbirine inanmıyorum.
Ha şunu da belirteyim sokaktaki mazluma yardıma inen ve ötekileştirilerek evine dönen de oldu. Hala hareketin mukaddesatını ayakta tutmayı amaçlayıp orada "bakın biz müslümanız ve burada bize de nasıl dostane yaklaşıyorlar"ı göstermeye çalışanlar da. Teröristler de oldu. Yaftalayan ve yaftalanan oldu belki de en çok. Diğer yandan iktidarı onbir yıldır tanıyoruz ve söylenecek yeni bişey olmadığını düşünüyorum. Eleştirilerin çoğuna katılıyorum. Sert tavrına şaşıranlara gelince "Sen ne bekledin muktedirden acaba?" diye sorasım var.
İslamın nuru nereden ne şekilde neşet edecek bilmiyorum. İçinde olmak bize nasip olacak mı onu da bilmiyorum. Fakat bu hareketli günlerde üzülerek yine payımıza mukaddes bekleyişin düştüğünü görüyorum. Alvarlı Efe ile kapatalım madem
Açılır bahtımız birgün, hemen battıkça batmaz ya.
Sebepler halkeder Mevlâ, kerem bâbın kapatmaz ya
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder