29 Mayıs 2013 Çarşamba

Terazi

   Kardeşlerim,
   İnsanda mündemiç olan bir adalet algısının mevcudiyetinden bahsetmek istedim ilk yazıda. Hayatın içinde rast geldiğimiz her duruma, vakaya, argümana karşı bir iç ses, bize bunu hakedip etmediğimizi sorgulatıp sonucunda bizi tatmin edecek donelerle, hatıralarla ve günahlarla birlikte dosyanın kapatılıp iç huzurumuzun süregiden düzeninin devamını sağlar. Bu öyle bir mekanizmadır ki, bu mekanizmanın doğuracağı etki, dünya üzre gelmiş geçmiş bütün kanunların insan davranışı üzerinde yapacağı tesirden çok daha etkilidir. Bu mekanizmanın adına tek başına vicdan demenin doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu mekanizma doğrusunu isterseniz bizi sadece etken tarafta tutmaz. Yani bu mekanizma sayesinde sadece eylemlerimizin doğuracağı sonuçları da içerecek şekilde bir muhasebe söz konusu değildir. Bu mekanizma aynı zamanda bir kader algısı ile de ilgilidir. Kader denilen olguyu elinde bulunduran veya bu düzenin içinde veya ardında bulunan "spirit"in sizin ile ilgili eylemi veya aldığı karar adil mi değil mi?
  Müslümanın tam da bu noktada elinde hazır bulunan kavramlar ve cevaplar imdadına yetişir, sürecin açıkta kalan sorusunu Allah(c.c.) ile doldurur.
  Al-i İmran suresi 139. ve 142. ayetleri arası başına bir hal gelmiş müslümanın okuması gereken ayetler olarak düşünüyorum."Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz. Eğer siz (Uhud'da) bir yara aldıysanız, şüphesiz o topluluk da (Müşrikler de Bedir'de) benzeri bir yara almıştı. İşte (iyi veya kötü) günleri insanlar arasında (böyle) döndürür dururuz. (Bazen bir topluma iyi ya da kötü günler gösteririz, bazen öbürüne.) Allah, sizden iman edenleri ayırt etmek, sizden şahitler edinmek için böyle yapar. Allah, zalimleri sevmez. Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar. Yoksa siz; Allah, içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?"
   Burada biz müslümanlar için kaderi elinde bulunduran Allah'ın terazisinin hiç de bizimki gibi bu dünyanın doneleriyle sınırlı olmadığını görüyoruz. Söylemeye çalıştığım şey sadece evet hesaba ahiret aleminin de dahil edildiği değil. Bilakis Allah(c.c)'ın Kur'an'ında dünya üzerinde müminlere sabrı ve cihadı ve sınavı çokca vaad etmesidir. "İlle ızdırabı yaşayacağız ki cennetin kapıları açılsın" demek de değil bu.
  İnsan, mutlak adalete köledir. O'na ram olmuştur. O'na inanmazsa bu yukarıda bahsettiğim mekanizma çöker. Terazisiz edemez insan. Verdiklerinin karşılığında, fakir doğmasının, fakir kalmasının karşılığında, savaşta ve afetlerde ve kazalarda ailesini kaybetmesinin karşılığında, sevdiği insanlarla bir araya gelememesinin hep gurbette kalmasının karşılığında, türlü badirelerin bir karşılığı olmalı, yoksa bunca yenilen golleri, tamamiyle pozitif alemdeki nedenlere daha kuvvetli sarılarak çıkartmaya çalışacak ve belki vahşileşecek, hayvanlaşacak ve bütün işlediği fiilleri meşru olarak görecek ve yukarıda bahsetmeye çalıştığım adalet denklemini bu alemi paylaştığı diğer varlıklar üzerinden sağladığı avantajlar ile denkleştirecektir.
  İlk yazım olması ve yazdığım konular üzerinden herhangi bir ihtisasa sahip olmamam(Ne sosyologum ne teolog!) hasebiyle konu bütünlüğü sağlayamamış olmama rağmen affınıza sığınarak paylaşıma açıyorum. Selam ve Dua İle...